Yeni Yorum Gönder 
 
Konuyu Oyla:
  • Toplam: 0 Oy - Ortalama: 0
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
#1
Bilimin kökleri çok eskilere gitmesine rağmen, bilgi ve düşünme türü olarak nitelendirebileceğimiz ve uygarlığın bir ürünü olan bilim aslında yeni bir kavramdır. Eski çağlarda din,efsane, felsefe gibi ruhsal; el sanatları gibi günlük ihtiyaçları gidermeye yönelik uğraşlar dışında bugün bilim olarak adlandırılan ve
özünde gözleme ve düşünmeye dayalı bir bilim anlayışından söz etmek zordur. Fakat bu uğraşlar sonucu elde edilen bilgi,teknik ve kavramların daha sonraki çağlarda belirgin hale gelen bilimsel kavram ve işlemlere kaynaklık ettiği de gözardı edilemez. Aslında bilimsel düşünmenin ve icat etmenin özünde biri dünyayı anlama merakı diğerinde ise yaş...ı rahat ve güvenli kılma gibi iki ihtiyaç yatmaktadır. Bu ihtiyaçlardan ilki, insanlığın tarihinde kuşaktan kuşağa aktarılan çeşitli yaşantı ve beceri biçimlerini kapsayan bir teknik geleneği, ikincisi insanoğlunun duygu, inanç ve düşüncelerini içinde toplayan bir ruhsal geleneği oluşturmuştur. Bu iki gelenek başlangıçta ve uzun süre farklı ellerde birbirinden ayrı kalmış bunun sonucunda da karşılıklı etkileşme olanağı bulamamıştır. Eski yunan uygarlığının en parlak
dönemlerinde bile, uğraşıları el becerilerine, basit teknikleri kullanan zanaatkarların, öte yandan duygu inanç ve düşünce dünyasını oluşturan şair, politikacı ve filozofların yer aldığı görülmektedir. Bu ayrılık orta çağ boyunca sürmüş ancak, yeniçağ başında ortadan kalkmaya başlamıştır. İki geleneğin birleşmesi ve karşılıklı etkileşmesi sonrasında modern anlamda bilim ortaya çıkmaya başlamıştır. Bilimsel düşünme
ve araştırma çabasının, iki geleneğin, deneye olanak veren teknik becerilerle, kavramsal düşünmeye yol açan teorik çalışmaların etkili bir kaynaşmasına dayanmaktadır. İnsanın doğaya hükmetme istek ve anlama çabası insanlık tarihi kadar eskidir. Modern bilimin doğuşu bu iki isteğin birleşmesini beklemiştir. Bununla beraber ilk insanın yaş...ında bile bu iki isteğin tamamen
ayrı olduğunu söylemek oldukça zordur. Çünkü, ilk insanlar insan doğa ile ilişkisinde basit teknik becerilerini kullandığı kadar, büyü türünden bir takım akıl dışı sayılabilecek yollara da başvurmuşlardır. Aslında büyününde amacı doğayı etkilemektir: yanında ölmekte olan hastaları iyileştirmek,beklenen
doğal felaketleri önlemek, düşmanların yok olmasını sağlamak v.b. Aynı amacı, dünyanın varoluşu ve düzeni ile ilgili çeşitli kültürlerde yer yer sürüp gelen efsane türünden masal veya hikayelerde de bulabiliriz. Güneşin, ayın ve yıldızların yaradılış ve var oluş nedeni insanoğlunun yaş... ve ölüm karşısında duyduğu korkuyu giderme, aradığı güveni ve rahatı sağlama olarak hayal edilmiştir. Gerçi
büyüde bile doğanın istediğe göre değişmediği,bazı yasalara boyun eğmesi gerektiği düşüncesi hep vardı. Ateşin daima yaktığı, suyun ıslattığı, güneşin parlak olduğu, kışların soğuk,yazların sıcak gitme gerçeğinden ilk insanlar da kendilerini kurtarmayacaklarını bilirlerdi. Bununla birlikte büyü ve efsane doğrudan bilimin doğmasının nedeni değildir. Bilimin doğuşuna, doğayı kontrol etme çabası yanında
anlama ve bilme tutkusu da neden olmuştur.

ANADOLU ÜNİVERSİTESİ YAYINLARI BİLİM VE TEKNOLOJİ TARİHİ adlı kitaptan alıntıdır.



Yeni Yorum Gönder 


Hızlı Menü:


Şu anda bu konuyu okuyanlar: 1 Ziyaretçi
Eğitim ve Ögretim Eğitim ve Ögretim
Bumerang - Yazarkafe